Herkes dünyanın farklı köşelerine giderken farklı bir amacı vardır. Kimisi için yeni ve değişik yerler görmek, kimisi için alışveriş, kimisi için doğa güzellikleri, tarihi yerler ya da özgün mutfaklarda daha önce yemedikleri yemeklerdir. Beyrut’a bizi çeken şey birbirinden güzel ama çok da farklı olmayan Avrupa şehirlerinden farklı bir yer görme arzusuydu (ve bir de methini duyduğumuz güzel yemekleri ). Yani ben Paris’ten sıkılanlar için Ortadoğu’nun Paris’ini anlatacağım.
Bu şehrin bir hikayesi var, hatta hikaye değil bir romanı var. Hala kurşun izlerinin durduğu duvarlar, silahların gölgesinde çılgınca dans eden insanlar, her köşede bekleyen ama aslında çok da bir gücü olmayan tanklar, Hristıyan-Müslüman mahalleleri ve her köşede içilen nargileler adeta konuşuyor ve bize Beyrut’un romanını satır satır anlatıyor. Bu anlamda diğer şehirlerden oldukça farklı ve ziyaretçilerine sadece görsel ve tatsal değil, duygusal bir tatmin de sunuyor. Gördüğünüz güzelliklerden çok yıllar önce gördüğünüzden de fazlasının burada olmuş olması etkiliyor sizi.
Biz 2010 Yılbaşı için birkaç günlüğüne oradaydık ve 3 günde sadece Beyrut değil, Lübnan’daki görülmesi gereken yerlerin çoğunu gördük. Günlük turlar olmadığı için kendi tur programımızı kendimiz belirledik ve daha önce Beyrut’a giden bir arkadaşımızın memnun kaldığı taksici arkadaşımız Hüseyin ile başladık gezmeye. Hatta havaalanından bizi almaya bile o geldi. Böyle bir ayarlama içine girmeyecekler için önceden uyarmakta fayda var, taksiye biner binmez pazarlık yapmalısınız. Beyrut’un içinde her yere 10000 Livre’ye gidebiliyorsunuz, taksimetre yok, fiks ücret var. Taksi dediğime bakmayın, bildiğiniz lüks arabalar bunlar. Her taksi plakasından sahte plakalar çoğaltılıyormuş ve yaklaşık 100 adet aynı plakadan olabiliyormuş, yani Beyrut’ta her araba taksi olabilir. Zaten Beyrutluların en büyük zevki araba kullanmak, yeni yıla arabada girmek isteyenler yüzünden yılbaşı gecesi trafiği Pazartesi sabahı köprü trafiğini aratmıyordu.
Bu arada yine de tur programı arıyorsanız buradaki seçeneklere göz atabilirsiniz.
İlk gün Beyrut ile başladık. Önce Solidere, ya da diğer adıyla downtown. Bir zamanlar Hıristiyanlarla, Müslümanların çarpıştığı şimdi bu özgürlük alanında her şey yıkılmış ve sonradan yeniden yapılmış: şık kafeler, restorantlar ve mağazalar var. Bir de tabii birbiriyle iç içe olan Ömer Camii, Yeni Camii, tarihi yunan Ortodoks ve Katolik Kiliseleri (St George Katedrali) ve Ermeni Kilisesi. Parlamento ve Parlamento Meydanı da burada görülecek yerler arasında. Hediyelik eşya, yöresel kıyafet ve takı almak için L’artisan du Liban’a gidebilirsiniz.
Herkes dünyanın farklı köşelerine giderken farklı bir amacı vardır. Kimisi için yeni ve değişik yerler görmek, kimisi için alışveriş, kimisi için doğa güzellikleri, tarihi yerler ya da özgün mutfaklarda daha önce yemedikleri yemeklerdir. Beyrut’a bizi çeken şey birbirinden güzel ama çok da farklı olmayan Avrupa şehirlerinden farklı bir yer görme arzusuydu (ve bir de methini duyduğumuz güzel yemekleri ). Yani ben Paris’ten sıkılanlar için Ortadoğu’nun Paris’ini anlatacağım.
Bu şehrin bir hikayesi var, hatta hikaye değil bir romanı var. Hala kurşun izlerinin durduğu duvarlar, silahların gölgesinde çılgınca dans eden insanlar, her köşede bekleyen ama aslında çok da bir gücü olmayan tanklar, Hristıyan-Müslüman mahalleleri ve her köşede içilen nargileler adeta konuşuyor ve bize Beyrut’un romanını satır satır anlatıyor. Bu anlamda diğer şehirlerden oldukça farklı ve ziyaretçilerine sadece görsel ve tatsal değil, duygusal bir tatmin de sunuyor. Gördüğünüz güzelliklerden çok yıllar önce gördüğünüzden de fazlasının burada olmuş olması etkiliyor sizi.
Biz 2010 Yılbaşı için birkaç günlüğüne oradaydık ve 3 günde sadece Beyrut değil, Lübnan’daki görülmesi gereken yerlerin çoğunu gördük. Günlük turlar olmadığı için kendi tur programımızı kendimiz belirledik ve daha önce Beyrut’a giden bir arkadaşımızın memnun kaldığı taksici arkadaşımız Hüseyin ile başladık gezmeye. Hatta havaalanından bizi almaya bile o geldi. Böyle bir ayarlama içine girmeyecekler için önceden uyarmakta fayda var, taksiye biner binmez pazarlık yapmalısınız. Beyrut’un içinde her yere 10000 Livre’ye gidebiliyorsunuz, taksimetre yok, fiks ücret var. Taksi dediğime bakmayın, bildiğiniz lüks arabalar bunlar. Her taksi plakasından sahte plakalar çoğaltılıyormuş ve yaklaşık 100 adet aynı plakadan olabiliyormuş, yani Beyrut’ta her araba taksi olabilir. Zaten Beyrutluların en büyük zevki araba kullanmak, yeni yıla arabada girmek isteyenler yüzünden yılbaşı gecesi trafiği Pazartesi sabahı köprü trafiğini aratmıyordu.
Bu arada yine de tur programı arıyorsanız buradaki seçeneklere göz atabilirsiniz.
İlk gün Beyrut ile başladık. Önce Solidere, ya da diğer adıyla downtown. Bir zamanlar Hıristiyanlarla, Müslümanların çarpıştığı şimdi bu özgürlük alanında her şey yıkılmış ve sonradan yeniden yapılmış: şık kafeler, restorantlar ve mağazalar var. Bir de tabii birbiriyle iç içe olan Ömer Camii, Yeni Camii, tarihi yunan Ortodoks ve Katolik Kiliseleri (St George Katedrali) ve Ermeni Kilisesi. Parlamento ve Parlamento Meydanı da burada görülecek yerler arasında. Hediyelik eşya, yöresel kıyafet ve takı almak için L’artisan du Liban’a gidebilirsiniz.
Acrafieh’de bulunan Ulusal Müze mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. İç savaş sırasında zarar görmüş ve yıllarca kapalı kalmış. Lübnanlıların atası diyebileceğimiz Fenikelilerden kalmış birçok tarihi eser size bu toprakların geçmişinin ne kadar köklü ve zengin olduğunu birkez daha hatırlatıyor.
Acrafieh’de bulunan Ulusal Müze mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. İç savaş sırasında zarar görmüş ve yıllarca kapalı kalmış. Lübnanlıların atası diyebileceğimiz Fenikelilerden kalmış birçok tarihi eser size bu toprakların geçmişinin ne kadar köklü ve zengin olduğunu birkez daha hatırlatıyor.
İkinci durak dünyanın 8. harikası olmaya çalışan Jeita Gratto Mağarası. Cidden nefes kesiciydi. Mağarada fotoğraf çekmeye izin vermiyorlar ki herkes gidip yerinde görsün diye sanırım. Beyrut’a 20km uzaklıkta ve ciddi bir doğa harikası. 9km uzunluğundaki 2 katlı labirent galerilerden oluşuyor. Mağaranın alt katında bulunan nehirde özel botlarla dolaşıyorsunuz, üst katlarda bulunan galeride ise mineral taşları görebilirsiniz. Tek kelimeyle nefes kesici.
Günün son durağı ise Hristiyan kesimde bulunan Junie semti ve Harissa tepesi. Beyrut’un 18km kuzeyinde yer alıyor, şehrin en lüks ve yazlık yerlerinden biri. Buradan benim binmeye çok korktuğum, Allah’a emanet güvenlik sistemleriyle donatılmış(!) teleferik ve füniküler sistemle Harissa tepesine çıkıyorsunuz. Tepede bulunan Meryem Ana Heykeli kollarını açmış şehri kucaklarken siz de tüm Beyrut’u onun gözlerinden görebiliyorsunuz.
Son gün gezi planımızda Bekaa Vadisi ve Baalbek tapınakları vardı. Baalbek tapınaklarına giderken taksi ile Hizbullah’ın köyü ama aslında şehri diyebileceğim yerlerden geçtik. Her ne kadar Hüseyin inebileceğimizi söylese de biz taksiden inmeyip doğruca Baalbek’e gitmeyi tercih ettik.
Baalbek tapınakları Romalılardan kalma, dünyanın ikinci büyük Roma dönemi harabeleri. Ülkenin ilk kurucuları, Fenikelilerin memleketi Lübnan’ın güzel geçmişinin en önemli göstergeleri burada yer almaktadır. Arkeolojistlere göre dünyada Roma dışındaki en önemli dini merkezlerden biri sayılıyor. Çok etkileyici ve çok büyük.
Bir dahaki sefere yeni bir şeyler kalsın diye nefis şaraplar tadabileceğiniz Ksara’daki şarap şatosuna, taş evleriyle ünlü Zahle’ye, şirin Ermeni köyü olan Anjar harabelerine, Deir El Kamar şehrine ve Beittedine Sarayı’na gitmeden gezimizi sonlandırdık. Gitmeden önce yaptığım araştırmaya göre “Emirlerin Şehri” Deir el Kamar Lübnan tarihinin Osmanlı sayfalari ile Fransız kontrolu dönemi arasında bir yere sıkışmış kalmış, sarayları ile birlikte Unesco Dünya Mirasi adayı olan bu şehir dar sokakları ve şirin mimarisi ile adeta bir biblo şehir imiş. Şehrin biraz dışında yer alan ünlü Beittedine Sarayı 19.yüzyılda bir İtalyan mimar tarafindan yapılmış. İtalyan ve Arap stillerinin uyumlu bir şekilde birleştiği, gotik kemer teknikleri ile güçlendirilmiş bir yapı imiş, ben görenlerin anlatanların yalancısıyım. Osmanlı döneminin sonlarına doğru yaşamış olan Emir Beşir yaptırmış bu sarayı. Kışın gitmenin çok anlamlı olmadığı Sur, Sayda ve Tripoli’yi de yine bir sonraki sefere bıraktık.
Bir akşam Casino du Liban’a gittik. Bir zamanların çok gösterişli bir kumarhanesi olduğu her halinden belli olan bu mekan şimdi oldukça eski ve inanılmaz kalabalık. Oyun oynamak için pul alma sırası bizdeki değme İETT otobüs ve dolmuş kuyruklarına taş çıkartacak uzunluk ve karmaşada.
AYRICA BU YAZIYI'DA OKUMADAN GEÇMEYİN
https://gezenmibilir.com/beyrut-gezi-rehberi/
Lübnan Yeme & İçme
Sumak, humus, et yemekleri ve yaprak sarma Lübnan’dan aklımda kalanlar. Beyrut’a gittikten sonra salatalara hep sumak katmaya başladık. Lübnan’da nerede ne yerseniz lezzet olağanüstü ama mutlaka gitmeniz gereken yerleri belirtmeden geçemeyeceğim. Unutmayın hem yemek hem de gece eğlencesi için rezervasyon şart.
Mayrig: Benim hayatımda gittiğim en güzel restoran, yemekler de ortam da çok güzel. Şirin bir Ermeni restoranı ve garsonlar gayet iyi Türkçe biliyor. Tüm Lübnan’da olduğu gibi menü bizim yemeklerimize çok yakın. Özellikle
Adres: 282 Rue Pasteur, Beirut, Lebanon
Tel: +961 1 572121
Burj El Hammam: Birçoklari tarafından Lübnan mutfağının bir numarası olarak kabul ediliyor. Birçok şubesi var. Garsonların ilgisi, menünün zenginliği ve sonu gelmeyen ikramlar etkileyici
Adres: Broumana Main Road, Broumana.
Tel: +961 4 961 948
Leila Restaurant: Özellikle öğle yemeği için ideal. Alışveriş Merkezi görmeden yapamam diyenler için ABC alışveriş merkezi içerisinde bulunuyor tek şubesi.
Adres: Beirut – Lebanon, ABC mall, level 3 outlet 14
Tel: +961 1 216890
Music Hall – Starco: Beyrut’a gelip de Arap müziği dinlemeden olmaz. Ünlü Lübnanlı şarkıcı Tony Hanna ve grubunu ağırlayan live-band’in olduğu insanların masaların üzerinde dans ettiği Babylon tarzı bir mekan.
Adres: Starco Building, Central District.
Tel: +961 3 807 555
B018: Bernard Khoury imzalı bir başka ilginç mekan ise after hour club B018. 1995’li yıllardaki İstanbul gece hayatı müdavimlerinin çok aşina olduğu efsane underground club 2019 konseptinde olan B018 yerin altına inşa edilmiş. Daha önceleri karantina bölgesi olarak kullanılan, dışarıdan bakınca araba park yeri görünümünde dahiyane bir mimariye ve olağanüstü bir eğlence anlayaşına sahip. B018’I müzik terapisi olarak tanımlayan sahibinin önceleri evinde verdiği partilerin inanılmaz güzellikte olması nedeniyle açtığı ve evinin kapı numarasından adını alan B018nin üstü birden bire açılıyor ve yerin altından gökyüzünü görerek dans etmenin tadı bir başka oluyor.
Adres: Dora Highway, Karantina, Beirut, Lebanon
Tel: +961 3 810618
