Notifications
Clear all

Brugge Gezi Rehberi

1 Posts
1 Users
0 Reactions
415 Views
(@guvensez)
Posts: 418
Member
Topic starter
 

Bir şehir düşünün; sanki Ortaçağ filmi için hazırlanmış bir set. Her yapı, her bina, her sokak birer tablo, birer dekor gibi. Brugge’e adım attığınızda ilk hissedeceğiniz duygu bu.

Ekip toplandı. Arkadaşlar ile Kassel’dan yola çıktık. Amsterdam’dan yaklaşık 2-2.5 saatte ulaşılabiliyor Brugge’e. Belçika’nın batısında yer alıyor şehir. UNESCO tarafından 2000 yılında Dünya Kültür Mirasları listesine alınmış; yazının girişinde de bahsettiğim gibi sokakları adeta bir film seti gibi özene bezene süslenmiş ve korunmuş harika bir şehir.

Brugge’e varır varmaz, eğer bizim gibi arabayla gidiyorsanız, aracımızı Katelijnestraat üzerindeki Interparking Otopark’ına bırakıyoruz. Fiyatları ve konumu oldukça iyi; bu bölgeden Belfry’a yaklaşık 10-15 dakikada; Our Lady’s Church’e de 5 dakikada yürüyebilirsiniz.

 

Brugge’de haritasız gezin ve yüzlerce sokakta kaybolun

Otopark işleminin ardından kendimizi Brugge sokaklarına bırakıyoruz. Tüm Ortaçağ’dan kalma tarihi yapıların, evlerin, dar sokakların arasında sizi içine içine çeken küçük çikolata dükkanları; waffle kokuları hemen karnınızı acıktırıyor. Sağlı sollu dizilen Souvenir dükkanları ise güzel hediyelik eşyalar ve binbir çeşit birayla selamlıyor sizi.

Dükkanları geçip Kleijnestraat boyunca yürüdükten bir süre sonra The Church of Our Lady’e geliyoruz. Bizim Leydi Kilisesi; Brugge’deki 13. Yüzyıldan kalma bir kilise. İçerisinde ise Michalengelo’nun Madonna with Child eseri bulunuyor. 122,3 metre yükseklikte olan bu kule; şehirde en uzun yapı, dünyada ise ikinci en uzun tuğladan yapılmış olan kule olmasıyla da biliniyor. İçerisinde bulunan Michalengelo eseri ise; Parisliler için Mona Lisa ne hissettiriyor ise; Brugge’de yaşayanlar için de o duyguları hissettiriyormuş. Kilise’nin içine girmedim; fakat dışarısında çok güzel fotoğraf çekecek konumlar bulunuyor. Özellikle kilisenin hemen yanında bulunan kanal ve üzerindeki taştan yapılma köprü sanıyorum Brugge fotoğraflarınız için en ideal yerlerden biri.

Bu bölgede biraz vakit geçirdikten sonra biraz da farkında olmadan; sokakların büyüsüne kapılarak şehrin batısına doğru ilerledik. Burada, Zuidzandstraat üzerinde güzel iki nokta var. Birisi Brugge içerisinde en lezzetli kahvaltıyı yapabileceğiniz ve Latte’yi içebileceğiniz Lio Lait; bir diğeri ise Mussels & Fries isimli mekan. Adından da anlaşılacağı gibi Mussels yani Midye Tava yapıyorlar. Şehir genelinde bir porsiyon midyenin fiyatı yaklaşık olarak 18-20 Euro arasında değişiyor. Fakat tava dediğime bakmayın, kocaman bir tencere Midye geliyor masanıza ve tek başınıza bitirmeniz neredeyse imkansız. Ancak 2 kişi bir porsiyon sipariş ettiğinizde ise hoş karşılanmıyor, belirtmekte fayda var. Mekanları geçtikten sonra Zuidzandstraat sonunda karşımıza bir halk pazarı çıktı; hemen bir tur atıp Noordzandstraat boyunca doğuya doğru; yani Marktplatz’a; Belfry’ın olduğu bölgeye doğru ilerledik.

 

Belfry’a geldiğimizde öncelikle meydan ve kule bizi çok etkiledi. Hemen binbir çeşit fotoğraf işine koyulduk. Belfry kulesinin olduğu bölgede aynı zamanda Belediye Binası’da yer alıyor. Ayrıca yine meydan üzerinde çok hoş yapılar ve onlarca güzel kafe, bar, restaurant yer alıyor. Buralarda oturup Belçika biralarını tadabilir ve mussels yiyebilirsiniz. Belfry Kulesi’nin de ilginç bir öyküsü var. Ortaçağdan, 13.Yüzyıldan kalma bir çankulesi olan Belfry ya da Belfort bence şehrin en göze çarpan simgesi. Kule eskiden hazine ve belediye ile ilgili arşivlerin saklanmasında ve aynı zamanda şehre karşı olan saldırıları gözetlemek için yapılmış olsa da bu konuda pek başarılı olamamış ve defalarca yanarak şehrin tüm kayıtlarının yok olmasına sebep olmuş. Belli periyotlarda restore edilen kulenin tepesine kadar dar ve yorucu 366 adet merdiven bulunuyor. Bir hastalığınız yoksa ve kendinizi zinde hissediyorsanız kesinlikle çıkın; ücreti 6 Euro. Kule 86 metre yükseklikte ve doğuya doğru 1 metre yatık durumda. Şehri panoramik olarak gözlemleyebileceğiniz en güzel nokta burası. Kule ayrıca izleyenlerin de bildiği gibi In Bruges filminin de simgesi.

Brugge diğer Belçika şehirleri gibi oldukça pahalı bir şehir. Bir restorana oturmak ve yemek yemek en az 15-20 Euro’ya patlıyor; aynı şekilde meydanda ucuza kahvaltı yapabileceğiniz bir alan bulmak da neredeyse imkansız. Benim tavsiyem bu işi en uygun şekilde halledebileceğiniz yer Markt Meydanı’nın hemen yakınındaki St. Amandstraat üzerinde yer alan restoranlar. Burada bir de ucuz makarnacı var. Ama daha da ucuza halletmek isterseniz bizim gibi meydandaki Carrefour Express’e uğrayarak kahvaltılık birşeyler alıp; Belfry’ın altında; tam da meydanda güzel bir piknik yapabilirsiniz efenim. Brugge’deki o sakin hayatın akışını tam da yerinde, keyifle gözlemlemek için güzel bir fırsat. Ayrıca merak etmeyin, meydanda yapacağınız kahvaltı sırasında yalnız olmuyorsunuz. Etrafınızda sizin gibi meydanda oturmuş ve kahvaltı yapan bir sürü gezgin olacak! http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" />

Meydanda kahvaltımızı yaptıktan sonra biraz daha sokaklarda yürüyüp Check-In saatimiz yaklaşınca saat 1 sularında hostelimize doğru yola çıkıyoruz; Europa Hostel ya da Brugge Jugendherberge. Kaldığımız hostel; Hostelling International (HI) üyesi olduğu için hem ucuza kaldık, hem de güzel bir kahvaltı yaptık hostelde. Sizler de Avrupa’da öğrenci olarak seyahat ediyorsanız bence bu tip popüler şehirlerde konaklama için en iyi adresler hostteling international üyesi hosteller. Ayrıca buradan alacağınız kart ile de 6 kez konaklama yaptığınızda 1 yıl boyunca ücretsiz konaklama kazanıyorsunuz hostellerde. Yine daldım detaylara; herneyse, hostel şehrin biraz girişinde kalıyor ancak çok da uzakta değil. Arabayla merkeze 5-10 dakikalık bir mesafe; yürüyerek ise 20-30 dakika. Hostelde yurt odaları 19 Euro (Şehirdeki en ucuz seçenek). Biz de yurt odalarında kaldık, oldukça rahat ve temiz. Ayrıca tuvalet ve banyolarda her saat sıcak su ücretsiz olarak sağlanıyor. Bu fiyata açık büfe kahvaltı da dahil. Daha ne olsun? Biz otopark ücreti vermemek için erkenden check in yapıp, arabayı da hostele bırakıp; birer duş alıp tekrar merkeze doğru bu sefer yürüyerek yola çıktık. Kesinlikle Europa Hostel’i şiddetle tavsiye ediyorum arkadaşlarım. Bu tip hostellerde inanılmaz güzel insanlarla tanışabiliyorsunuz. Örneğin Yunan asıllı bir Amerikalı Amca ile tanıştım; ismi Nickolaus, kısaca Nicko. Kendisi yıllar önce Yunanistan’dan Amerika’ya göç etmiş ve yıllarca orada çalışmış, üniversiteden emekli olmuş. Şimdi birikimiyle dünyayı geziyor ve kendine yaşayacak güzel bir şehir arıyormuş. Brugge’ü çok sakin bulmuş ve beğenmemiş, sıradaki rotası ise Rijeka’ymış. Kendisiyle uzun uzun sohbet ettik; Türkiye’yi de çok beğendiğini ve İstanbul’a geldiğini ama çok karmaşık bulduğunu; orada yaşayamayacağını belirtti. Ben de kendisine memleketim İzmir’i tavsiye ettim. Oradaki Yunan-Rum kültüründen ve Yunanlılar’dan kalma eserlerden; hala Smyrna’nın ayakta olduğundan bahsettim. Çok etkilendi ve hala bu değerlerin biz Türkler tarafından yaşatılmasından gurur duydu. Rijeka’dan sonraki rotasına da hemen İzmir’i ekledi. Kim bilir, belki bir gün kendisiyle İzmir’de karşılaşırım http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" />

 

Hostelden çıkınca yeniden Brugge’un ara sokaklarına dalıp planlarımızda olan Kanal Turu’nu gerçekleştirelim dedik. Brugge’e geliyorsanız yapmanız gereken ilk şeylerden biri bu Kanal Turları. Ben Kelijnestraat 4 üzerindeki Canal Boat Trips’i tavsiye ediyorum. Rotası oldukça keyifliydi. Yaklaşık 30 dakika boyunca ufak bir botun içinde 20 kişiyle; rehber eşliğinde Beguinage, St. Johns Hospital, Church of Our Lady, Groeninge Museum, The Tanners Guild House, Belfry, Old Palace of Justice, Fishmarket, Almshouse, Stepgabels ve Burghers Lodge’u az çok görecek şekilde güzel bir gezi yaptık. Bahsettiğim yerlerin bir çoğu 13. ve 14.YY’dan kalma mekanlar. Mutlaka görmeniz gerekiyor hepsini. Ayrıca gün boyunca üzerinden geçtiğiniz tarihi köprülerin altından geçmek; evleri, müzeleri farklı açılardan görmek ve Fidel’e selam vermek için kaçırmamanız gereken bir fırsat. Kanal turu boyunca çekeceğiniz fotoğraflar ise Brugge’deki en güzel hatıralarınız olacak.

Kanal Turu’ndan sonra Belfry’ın olduğu Markt Meydanı’ndan hemen bir iki sokak ötedeki Burg Meydanı’na gidiyoruz. Emre’nin rivayetine göre burada bulup öpmemiz gereken bir kurbağa sembolü ve farketmemiz gereken bir Ayı varmış. http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" /> Meydana geliyoruz fakat ne kadar bakınsak da kurbağayı bulamıyoruz. Fakat Ayı hemen Tarihi Nüfus Müdürlüğü Binası (15.Yüzyıldan Kalma)’nın girişindeki levhada yer alıyor. Aynı meydan üzerinde; Burg Meydanı’nda; Eski Belediye Binası (14.Yüzyıldan kalma) da yer alıyor. Yine bu meydan üzerindeki Gotik Kilise’de ise İsa’nın gerçek kanı sergileniyor. Kan; Kudüs’e yapılan Haçlı Seferleri sırasında çalınmış ve İsa’nın gerçek kanı olduğu iddaa edilerek her gün belirli saatlerde koruma altında olduğu bölümden çıkarılıp bir yastık üzerinde sergileniyor. Bana biraz balon geldi bu hikaye, ama ilginizi çekiyorsa gezebilirsiniz http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" />

Güzelce gezdikten; tarih içinde kaybolduktan sonra biraz da meşhur Belçika Biraları’ndan bahsedelim. Belçika’da binbir çeşit bira var, tahmin edebileceğiniz gibi. Biralar tadına, rengine, kokusuna, aromasına, alkol oranına bazen de içtiğiniz bardağın şekline göre değişiklik gösteriyor. Ülkede tam 178 farklı bira üreticisi var ve her üreticinin birbirinden farklı biraları ve çeşitleri var. Bunların bir çoğu küçük işletlemeler olsa da, aralarında adını dünyaya duyurmuş işletmeler de var. Bu nedenle Belçika’da, Brugge’de hangi kafeye oturursanız oturun çeşitli biraları tatma şansınız var. Brugge şehrinin içerisinde de pek çok tarihi Bira Fabrikası bulunuyor, ücret karşılığında gezebilirsiniz. Ama benim tavsiyem; şehirde size en güzel gelen yere oturup tek tek merak ettiğiniz biraları sipariş etmeniz. Her kafede, her markette, her kioskta yüzlerce, binlerce çeşit bira var. Bir çoğunu Souvenir olarak bardakları, bardak altlıkları, tişörtleri vb. Ürünlerle set halinde de alabilirsiniz. Ama bence ilk tatmanız gereken bira, değil dünyada; Brugge’de bile başka yerde bulamayacağınız ‘Garre’ bira.

 

Garre; Breidelstraat üzerinde küçük, dar bir pasajdaki eski bir evin içine kurulmuş 2 katlı bir bar olan De Garre’de satılıyor. Bira ev yapımı ve %11,5 alkol içeriyor. Bir bardağı 4 Euro, ancak güzel hoş bir tabakta, yanında lezzetli peynirlerle ve bol köpükle servis ediliyor. Biranın bardağı da ayrıca yine mekana özel olarak yapılmış; bardağa da Garre adını vermişler. Mekana gelmeyenlere, bu birayı tatmayanlara da Belçikalıların bir sözü var: ‘De Garre’de, Garre’nin içinde, Garre için’ (Have a Garre, at the De Garre, in the Garre!’). Brugge’de deneyeceğiniz ilk bira olsun. http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" /> Tadı biraz ağır ama inanılmaz lezzetli. Efes’ten, Tuborg’tan sonra gerçek biranın ne olduğunu içince anlıyorsunuz hemen.

 

Garre’den sonra, diğer biraların da tadına bakmak ve biraz dinlenmek üzere Eiermarkt’a doğru ilerliyoruz. Burası Markt Meydanı’nın hemen yukarısında, barlarla, gece kulüpleriyle dolu ufak bir meydan. Eskiden buralarda içip içip kavga edenleri görebilmek mümkünmüş ancak 2000’li yıllardan sonra burası da pek çok yer gibi turistik olmuş ve artık biraz daha nezih bir ortam var. Burada oturabileceğiniz en güzel kafeler Don Quichotte ve Bar des Amis. Biz Don Qui’yi tercih ettik. Fiyatlar aşağı yukarı tüm mekanlarda aynı. Yiyecekler 10€’dan başlıyor, içecekler ise tercihiniz bira ise, 2.5€-10€ arasında değişiyor. Don Qui’de tattığım biralardan bazıları Hoegarden Rosee, Timmermans, Belle Vue, Grimbergen, Brugge Tripel, Kwak, Straffe Hendrik 11 ve Leffe Blonde. Hepsi güzeldi, ancak aromalı biralara karşı bi ilgim olduğunu anladım burada. Örneğin Hoegarden Rosee çok çok güzeldi. İçinde kişniş, ahududu ve biraz da çilek var. Güzel bir şişede satılıyor, yine hoş bir bardakta servis ediliyor. Belle Vue’de aynı şekilde kirazlı bir bira. Güzel hafif bir içimi var ve en son içtiğiniz müthiş meyveli yudum çok keyifli. Meyveli biraların içinde diğerlerine nazaran biraz daha az alkol var. Bu arada bahsettiğim iki biranın da üreticisi InBev. Bu mekanda meyvesiz denediğim biralardan ise Straffe Hendrik 11’i çok beğendim. Daha doğru adıyla Straffe Hendrik Brugs Quadrupel. Adından da anlaşılacağı gibi %11 alkol oranı var bu birada. Çok koyu sarı ve siyah arasında bir rengi var, bardağa dökünce de fazla köpürtmeden, ince bir köpükle servis ediliyor. Tıpkı Guinness gibi. İçince yoğun bir şekilde koyu renkli meyvelerin, bira mayasının ve esmer şekerin tadını rahatlıkla alabiliyorsunuz, ki bence muhteşem. Ağızda dolu dolu tatlı bir malt tadı bırakıyor. Biranın sonlarına doğru ise yoğun esmer şekerle efsane bir kapanış yapıyorsunuz. Türkiye’de genelde yüksek alkollü biraların tadı çok kötü oluyor, ama Belçika’da; Brugge’de durum farklı. Çok çok çok lezzetliler.

 

Biradan sonra sırada Wafel var, Brugge’de en güzeli Laurenzino’da satılıyor. Ufak bir dükkan olduğu için içeride oturup yeme şansınız yok; bu yüzden Wafel To Go şeklinde siparişinizi veriyorsunuz ve ayakta yiyorsunuz. Belçika’da yapılan Wafeller, Türkiye’den oldukça farklı. Bizim Türkiye’de ince, kağıt gibi içinde de abuk subuk bir sürü malzeme dolu bir tatlı geliyor. Ama burada kalın bir Wafel üzerine çikolata çeşitleri ya da karamel; bazen krema ve meyve ile servis edilebiliyor. Turistler genelde üzerine dolu dolu meyve ve krema koyduruyorlar ancak Belçikalılar tek tip çikolata ve karamelle tüketiyorlar. Benim tercihim de Belçikalılar gibi sade Wafel üzerine beyaz çikolataydı. Oldukça lezzetli ve büyük bir porsiyondu. Fiyatı da 2 Euro; çikolatayla 3 Euro. Brugge’e gelip de Laurenzino’da Wafel yemedim demeyin. Ayrıca Wafel sizi kesmezse; sıra sıra kuyrukları olan hemen karşıdaki Da Vinci dondurmacısı da pek meşhur Brugge’de. Biz tatmadık ama şiddetle tavsiye ediliyor.

 

Wafel’ı yedikten ve karnmız doyduktan sonra yine bir yerlere oturup birer bira daha içelim ve artık rahatlayalım; güzel müzikler dinleyerek dinlenelim diyoruz. Böyle bir mekan aradığınızda ise Brugge’de gitmeniz gereken yer ‘Charlie Rockets’. Burg Markt yakınında; Hoogstraat üzerinde yer alıyor bu müthiş mekan. Müthiş diyorum; çünkü çok hoş ve genç bir ortamı var. Ayrıca yine üst katlarında Charlie Rockets Hostel bulunuyor. Tarihler ve yer durumu uygunsa burada da kalabilirsiniz. Mekanın ortasında büyük bir bar ve etrafında küçük, 4er kişilik; mumlar yanan koyu renkli, ortama orta çağ havası katan, ahşap masalar ve sandalyeler var. Ambiyansı ve konseptiyle Eskişehir Cafe del Mundo havası yarattı bu mekan ben de. Bence Brugge’deki en güzel cafelerden biriydi, fakat biz oturamadık efendim. Böyle ballandıra ballandıra anlattım ama, mekan o kadar doluydu ki oturacak yer bulamadık. http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" /> İçeride biraz bekledik, dolandık ve kimse kalkmayınca; yer bulamayınca biz de biralarımızı alıp Belfry’ın altında, Markt Meydanı’nda müthiş manzara eşliğinde günü bitirdik. Meydandan geçen otantik at arabaları, o müthiş ışıklandırma ve hayatın mümkün olduğunca yavaş akışı beni benden aldı. Etraftan gelen gitar sesleri, içtiğim yüksek alkollü Brugge Tripel ve dostlarımla unutulmaz bir akşam yaşadım Belfry’ın altında. Ayrıca meydanda ücretsiz Wifi’da var! Gitarın kesildiği yerlerde siz de bizim gibi kendi müziğinizle kendi ambiyansınızı yaratabilirsiniz http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" /> Güzel sohbet muhabbet derken 2.5 saat geçirdik Belfry’ın altında ve saat 2 sularında hostelimize yürüdük; güzel bir uyku çektik.

Ertesi gün sabahın erken saatlerinde Europa Hostel’in dillere destan açık büfe kahvaltısını yaptıktan sonra Gent’e ve Brüksel’e doğru yola çıkmadan önce yine aynı gün biraz daha Brugge’de oyalandık. Emre’nin isteği üzerine tekrar Belfry’a gittik; Emre cesaret ederek kulenin tepesine çıktı. Kulenin tepesine çıkmak bir hayli zaman aldığından biz de o arada Sinem ve Saliha’yla Brugge’un ara sokaklarını keşfetmeye devam ettik. Bu keşif sırasında Leonidas çikolatalarını tattık, Çikolata Müzesi’ni gördük, Fidel isimli köpeğin uyuduğu evi ziyaret ettik, fotoğraf çektik. Souvenir açısından Brugge’de uğrayabileceğiniz çok fazla dükkan var ancak ben Kleijnestraat ve Mariastraat üzerindeki dükkanları öneriyorum. Bizim favorilerimiz bunlardı. Ayrıca yine aynı cadde üzerinde Leonidas çikolatalarını satan küçük butikler de var. Onlardan da meşhur Belçika çikolatlarını tatmanızı tavsiye ederim.

Brugge ile ilgili hatırımda kalanlar bunlar. Çikolata ve Souvenir işlerinden sonra yola koyulduk. Yine biraz uzun oldu galiba, umarım sıkmamışımdır. 11 Temmuz’da Kassel’dan başladığımız ve 15 Temmuz’da yine Kassel’da sonlandırdığımız Kassel-Amsterdam-Brugge-Gent-Brüksel-Kassel turunun Brugge ayağıydı bu yazdıklarım. Turda en çok etkilendiğim şehir olduğu için ilk önce Brugge’ü yazmak istedim, unutmadan. Bu gezimde de her zaman olduğu gibi müze gezmedim. Müzeler için verecek param yok, ayrıca müzeler beni çok sıkıyor blogseverler. Siz de bir gün Brugge’e giderseniz, bence paranızı müzelerde çarçur etmeyin; Belçika Biralarına yatırın. http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" />

Son bir tavsiye daha; Brugge’de haritasız gezin, sokaklarında sıkça kaybolun; bizim gibi. http://www.bosgezeninboskalfasi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gi f" alt=":)" />

Sağlıkla, bol biralı günlere. Vaarwel!


 
Posted : 19/04/2022 2:16 am