Notifications
Clear all

İlişi Köyü (Yakaören) Gezilecek Yerler ve Genel Bilgi

4 Posts
3 Users
0 Reactions
831 Views
(@hasanm)
Posts: 203
Member
Topic starter
 

Orada Bir Köy Var Uzakta

Bu kez anılarım içinde çok farklı bir yeri olan cennet gibi bir mekanı paylaşacağım.  Annemin dünyaya geldiği ve çocukluk yıllarını geçirdiği yer olmasının yanında, benim de 20’li yaşlarımın ortalarına kadar her yıl yaz tatillerimi geçirdiğim, deniz kıyısındaki çok güzel ve şirin bir Batı Karadeniz köyü olan İlişi’yi (Yakaören) tanıtmaya çalışacağım sizlere. Gezdiğim yerleri, gördüğüm ve o yer hakkında öğrendiklerimle anlatmak kolay geliyor bana, ama yaşanmışlıklarımla yüklü olan bir mekanı anlatırken benim için çok önemi olan anılarımdan sıyırıp, sadece oranın özelliklerini anlatmak çok kolay olmuyor. O yüzden bu yazımın içinde bir yerlerde o anılar yerleşmiş olacaktır. Tam artık yazmalıyım diye düşündüğüm günlerde öğrendiğim, doğa ve anılarımızın katliamı olarak nitelendirdiğim, İlişi’nin son haline ait karelerdeki görüntüler karşısında o kadar öfkelendim ve üzüldüm ki; bu kişisel duygularımın yazıma ve İlişi’nin hafızamda yerleşmiş ve hep öyle kalacak olan haline yansımasını engellemek için bir süre daha bekledim.

 

İstanbul’a 630 km, İnebolu’ya 20km, Abana’ya ise 2 km uzaklıktaki Kastamonu’nun Bozkurt ilçesine bağlı 419 haneli bir sahil köyü olan İlişi’nin kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmemektedir.  Ancak köyün doğu girişinde bir tepe üzerinde bulunan Ceneviz Kalesi’ne ait kalıntılar Cenevizlilere ait bir yerleşim yeri olduğunun kanıtı olarak değerlendirilebilir. Bizans egemenliği sırasında 1100’lerde Danişmentliler döneminde buraya Türkler yerleşmeye başlamışlardır. Danişment gücünün zayıflaması ile Bizans yeniden bölgeye bir süreliğine egemen olduysa da 1213’ten sonra tüm bölge Türklerin egemenliğine girmiştir.  İlk hali Eginetis olan köyün adı zaman içindeki değişimlerle İnucci, İnişi ve son olarak İlişi olmuştur.  Buradaki 6 ayrı muhtarlık 1952 yılında İlişi köyü adı altında tek bünyede birleştirilmiştir. 1963 yılında köyün adı Türkçeleştirilerek Yakaören olsa da bizler için ve yöre halkı için yasal işlemler dışında köyün adı İlişi olarak kalmıştır ve kalmaya da devam edecektir. Nitekim köyün girişindeki tabelada iki isim de yer almaktadır.

 

Köy, Dikmen Dağları’na sırtını dayamış ve dağları bir vadiyle bölen İlişi Çayı’nın iki yamacına yerleşmiştir.  Çayın denize ulaştığı noktanın batı tarafında ise köyün merkezi ve çarşısı bulunmaktadır.  Köy evlerinin bulunduğu iç bölüm tipik bir Karadeniz köyü özelliği gösterir.  Evler geniş bahçelerle ayrılmış ve birbirinden uzağa inşa edilmişlerdir.  Buraya özgü bir özellikten mutlaka söz etmem gerektiğini düşünüyorum.  İlişi’de her ev bir köy olarak adlandırılır.  O evi kuran kişinin ya da ailenin lakaplarına göre adlarla anılır. Hacı Hasan Köyü, Boşnak Köyü, Yusuf Köyü, Çakır Köyü ya da Karabişö Köyü (Ne anlama geldiğini ve neyi ifade ettiğini öğrenemedim ama ad bakımından favori olarak birinci sıraya alabilirim) vb gibi… Aslında sadece bir aileyi ya da evi temsil eden bu adlandırma ile köy içinde köyler yaratılmaya çalışılmıştır belki de.  Bizim dededen kalma köyümüz yani evimiz Cin Köyü’dür.  Adından yola çıkarak evin cinlerle perilerle ilgisi olduğunu sanmayın, ev ismini büyük dedemiz Cin Ömer’in lakabından almıştır.

 

Çarşısı ve diğer ana mekanları kıyıda yer almakla birlikte vadi içindeki evlerin ihtiyaçlarına yönelik olarak Cumayanı denilen yerde bir cami ve ilkokul bulunmaktadır.  1895 tarihinde inşa edilen caminin halıları el dokuması, avizeleri ise orijinaldir ve renkli el işlemeleri dikkat çekicidir.  Annemin de ilköğrenimine başladığı tarihi ilkokul hala ayakta olmakla birlikte, öğretime kapatılarak camii ve üstü kapalı köprü gibi tarihi varlık olarak koruma altına alınmış ve yanına modern bir ilköğretim okulu yapılmıştır.  Cumayanı ile özdeşleşmiş olan kestane kütüklerinden yapılmış üstü kapalı köprünün ne zaman inşa edildiği bilinmemekle birlikte defalarca sel altında kalmasına rağmen günümüze kadar ufak tefek onarımlarla gelebilmiştir.  Doğanın tüm gücüne rağmen doğru tekniklerle yapılan her şeyin ayakta kalabildiğinin de bir örneği olarak sapasağlam ayakta duran köprünün estetiği de dikkat çekici.

 

Gençlik yıllarımızda aşırı doğallığı ve dingin yaşantısı nedeniyle sıkılıp değerini anlayamadığımız İlişi’yi 15 yıl aradan sonra yeniden büyük bir özlemle görmek istedim.  Kızım, kardeşim, kuzenim ve eşleriyle bir bayram tatilini fırsat bilerek cümbürcemaat yola çıktık.  İstanbul’dan yaklaşık 6-7 saat sürecek yol bayram trafiği, yağış ve yolda çocukluğumuza dair özlediğimiz her mekana uğramamız nedeniyle 12 saat sürdü.

 

İlişi’ye Kastamonu’dan sonra Küre Dağları’nı aşarak İnebolu üzerinden ya da yine Kastamonu’dan sonra Devrekani ve Bozkurt üzerinden daha farklı bir dağ ve doğa manzarası içinden iki farklı yoldan ulaşabilirsiniz.  Biz Bozkurt üzerinden gitmeyi tercih ettik çünkü muhteşem ormanlarıyla Yaralıgöz Dağı’nda mola vermeyi düşündük.  Ancak yaz aylarında bile genelde güzelliğini sis içinde gizleyen Yaralıgöz’e ulaşmamız gece saatlerini buldu.  Burnumuzun önünü zor gördüğümüz yoğun sis nedeniyle yanından geçtiğimizi bile fark edemedik maalesef.  Gece yarısı köye ulaştığımızda yanımızdaki el fenerinin zayıf ışığında daracık patikadan yöre insanının “kürüz” dediği böğürtlen dallarıyla kaplanmış dere yatağına yuvarlanmadan ayaklarımızın alışkanlığının da yardımıyla eve vardık.  Şehir ışıkları ve gürültüsünün aksine aşırı sessizlik ve zifiri karanlık içinde oldukça uzağımızda olmasına rağmen yağışlar nedeniyle coşmuş olan çayın sesini hemen yanı başımızda akıyormuş gibi duyabilmek ilginçti.  Ertesi gün sabahın kör saatinde bir önceki günün yorgunluğundan eser kalmamış bir enerji ve dinçlikle uyanıp, penceremden genelde yazın gördüğüm köyün sonbahardaki muhteşem manzarasını izlemek anlatılamaz bir zevkti.

 

Onarımdan geçmiş iki katlı köy evimizin odalarından birinde bulunan kızımın doğal olarak şömine dediği ocağı yakarak hepimiz oraya doluştuk.

Odunlar yanarken ortaya çıkan görüntüler, çıtırtılarla neşelenip sabah keyfimizi yaptıktan sonra bayramın değişmez geleneğini gerçekleştirmek üzere Cumayanı Camii’nin yanındaki meydana gittik.  İlişi’de her bayram  bayramın ilk günü köy halkının ve bayram için gelen ziyaretçilerin buluşması ve bayramlaşması için burada etli pilav ve ayranlı bir kutlama yapılıyor. Bayramın her günü çevredeki farklı bir  köyde aynı kutlama yapılıyor.  Bütün insanları bir araya getirmesi açısından çok hoş bir gelenek. Bayram kutlamasından sonra çarşısına inip kısa bir köy merkezi turu yaptık.

 

Köydeki evler betonlaşıyor, doğallını yitiriyor diye üzülürken çarşıda önündeki çay bahçesi ile hemen deniz kenarında 1966 yılında inşa edilmiş olan sevimli otel binasının yerine yapılmış büyük otelin görüntüsü beni üzdü. Turizmin canlanması açısından güzel bir girişim olarak değerlendirilebilir aslında, ama ortama uymayan taş yığını görüntüsünün göze hiç estetik gelmediğini belirtmek zorundayım. Yine aynı şekilde altındaki lokantada muhteşem güveç ve fırında sütlaç yediğimiz köy konağı da misafirhaneye dönüşmüş. Ama onunda tarihi özellikleri dikkate alınmadan betonlaştırılıvermiş.

 

Dev Karadeniz dalgalarının üzerinden aştığı balıkçı barınağına yürüyüp buradaki kayaların üstüne çıkamadık o gün. Plaja geldiğimizde ise, liman inşası yüzünden üzerinden büyüklerimiz tarafından denize atılarak doğal dürtülerimizle ilk yüzmeyi öğrendiğimiz mendirek ve defalarca yüzüp geri döndüğümüz denizin ortasındaki kayanın artık kıyının bir parçası olduğunu görmek üzdü bizi.  O halini bilmeyenler için güzel bir plaj olmuş aslında, ama ben çocukluk anılarımızın üstü örtülmüş gibi hissettim plajın bu halini görünce.

 

 

Oradan İnebolu yolu üzerinde Evrenye denilen yerdeki çınarın dibinde çaylarımızı içeriz diye düşünüp yola çıktık. Bayram olması nedeniyle çay bahçesi kapalı olduğundan biraz deniz havası alıp geri döndük.

İlk gün için turumuzu tamamladıktan sonra alışverişimizi yapıp, yarım kalmış ocak keyfimiz ve evimize olan özlemimizi giderdik. Aldığımız bol oksijen ile erkenden uykuya çekildik. Ertesi gün bir önceki günün aksine pırıl pırıl güneş ile uyandık güne ve muhteşem manzara eşliğinde balkonda kahvaltımızı yaptıktan sonra doğa yürüyüşü yapmak üzere Yukarı Köy’e doğru yola çıktık.

 

Yaz aylarında hiç rastlamadığımız şelaleleri görüp, kestane ağaçlarının arasından uzunca yürüyüp, yol kenarında yazdan tek tük kalmış olan böğürtlen ve mongile denilen meyvelerden yerken doğanın bu kadar içinde olmanın farklı keyfini yaşadık. Yaz aylarında hiç görmediğim daha doğrusu yeşil halini bildiğim çok ilginç bir bitkiye rastladım ilk kez.

 

Doğanın ve bol oksijenin keyfini yaşadıktan sonra Abana’ya geçtik ve ilçe meydanındaki köçekli bayram gösterisini izleyip, bir gün önceki çılgın Karadeniz’in aksine durulmuş, sakinleşmiş olan denizde taş yüzdürüp çocukça eğlendik.

 

İlişi’de kaldığımız kısacık sürecin her anı ayrı bir özlemi giderdi. O üç günlük kısa süre içinde evcil hayvanlarımız olmayı seçen kedimiz ve köpeğimizin doğal koşullar içindeki temizliği dikkatimizi çekti. Dalları ağırlıktan yerlere değen ağaçlardan her fırsatta kopartıp acaba ne tür kimyasallar var diye düşünmeden şöyle bir silip yediğimiz elmaların tadı inanılmaz güzeldi. Bu tadı herhangi bir yerden satın alacağımız hiçbir elmada bulamayacağımızı bildiğimizden, dalından taze taze yemenin heyecanı ile çatlayana kadar elma yedik üç gün boyunca.

Buraya kadar yazımın başında belirttiğim İlişi’de son dönemde yapılan doğa katliamından söz etmemeyi tercih ettim hafızamdaki güzelliğini gölgelemesin diye.  Ama gidip gördüğünüzde karşınıza çıkacak olan manzara gerçekten üzücü.  Ben ziyaretim sırasında binalardaki betonlaşmayı üzüntü ile karşılamışken deniz kıyısından yol geçirmek için köyün önüne çekilen 3 metre yüksekliğindeki çirkin ötesi duvara anlam vermek mümkün değil. Denizle iç içe yaşamaya alışmış insanların denizle aralarına çekilmiş bu duvar ve yol adeta hapishaneye çevirmiş köyü. Doğa karşısında çaresiz kalıp alternatif seçenekler yaratılmaya çalışılabilir.  Bunu anlarız. Karadeniz’de yol yapmak ne kadar güçtür, her yıl toprak kayması ve dalgalarla o yollar çöker, göçer bunu da biliriz. Ama doğanın gittikçe yok olduğu ve ülkelerin doğal güzellikleri ve kaynakları koruma altına almaya çalıştığı bir dönemde bu yolu hangi mantığa ve açıklamaya sığdırabiliriz bunu bilemiyorum.  Günümüz teknolojileri ile ortaya çıkarılabilecek en iyi sonuç bu muydu? Bu çirkinliği üzüntü ile karşılamak için o yörenin insanı da olmak gerekmiyor bence. Hani denir ya göz var izan var diye. Ben ikisini de göremiyorum bu durumda ve sadece sormak istiyorum neden aldınız o güzelim deniz görüntüsünü ve kıyıyı bizden?

 

Yılların özlemiyle hızla geçiveren ziyaretimizin dönüşünü Amasra’ya kadar sahil yolundan yapmaya karar verdik. İnebolu-Cide arasında sürekli S çizen yol insanı sersem etse de manzaranın ve özellikle bazı koyların görüntüsü kaçırılmayacak kadar güzel. Gideros’ta kısa bir mola verdik. Çünkü orası bambaşka güzel bir koy ve yanından geçilip gidilmemesi gereken bir yer. O yüzden biraz durup dinlendik, denizin ve doğanın eşsiz güzelliğiyle gözlerimizi dinlendirdik, şenlendirdik.

 

Amasra’da Canlı Balık’ta her zaman ki gibi uzun bir kuyruk olduğundan rezervasyonumuzu yaptırıp kısa bir şehir turu yaptık. Sıramız gelince Canlı Balık’ın tazecik mükemmel barbun tava ve oraya özgü bıdık salatası ile midelerimizi şenlendirip İstanbul’a doğru yola koyulduk.

 


 
Posted : 13/05/2022 12:23 pm
(@guvensez)
Posts: 418
Member
 

Merhaba dedelerimiz İLİŞİ DEN..Orda tapuları üzerlerine kalmış bir çok adres var.AMA biz,oraları bir kere biile görmedik:))Lakapları Körağazade,Çakırağa ,Suyabatmaz,Molla Osman diye geçtiğini biliyoruz.Acaba size yakın gelen bir isim varmı bunlar arasında.Aileden birilerini bulursak çok sevineceğiz.SEVGİLER


 
Posted : 13/05/2022 12:24 pm
(@guvensez)
Posts: 418
Member
 

çok güzel tanıtıcı yazınızla uzun süredir zıyaret etme şansı bulamadıgımız köyümüzü adeta zıyaret etmiş,görmüş gibi
duygulara kapıldık..çok teşekkür ederim.ben tabiiki tarihçi degilim,gemi kaptanıyımççok eski bir ingiliz admıralty karadenız
(euxıne) harıtasında köyümüzün adı ılıkı olarak yazılmış
yunanca tatlı demek(glıko)dan gelıyor olsa gerek.paylaşmak ıstedım.saglık ve başarılar dilerim.


 
Posted : 13/05/2022 12:25 pm
(@turistcocuk)
Posts: 535
Member
 

Köyümüzün güzelliklerini bu kadar akıcı bir dille anlatımlarınıız ve tanıtımınız için şahsım ve derneğimiz adına teşekkür ederim.


 
Posted : 13/05/2022 12:26 pm