Olimpos ismi çok duyulan Antalya’nın 85 km ötesinde bir cennet. Özellikle üniversite öğrencilerinin görmeyi hayal ettiği özgür bir ortam. Çok yönlü bir turizm merkezi olması Olimpos’u ayrıca bir cazibe merkezi yapar. İçinde hem doğa, hem doğallık hem tarih barındırır. Olimpos tatil kelimesinin dopdulu geçeceği bir yerdir.
Hep hayalini kurduğumuz Olimpos gezisini grup olarak geçtiğimiz hafta gerçekleştirdik. Yani artık Olympos hakkında bir şeyler yazma, yorum yapma hakkına sahibiz. Öncelikle Olympos’a gitmeyi düşünüyorsanız lüks mekanları aklınızdan çıkarın, yok öyle bir şey. Olimpos ağaç evleri denen bir gerçek var ve hemen hemen tüm pansiyonlar bungalov tarzında. İçlerinde tuvalet, banyo, bazılarında tv falan var ama 5 yıldızlı otel modunu düşünmeyin çünkü burası her şeyin mümkün olduğunda doğal olduğu ve doğal olmasına çalışılan bir yer. Sadece ağaç evler değil her şey buna uygun düşünülmüş ve hazırlanmış. Hatta Olympos içinden geçen yol bile özellikle asfaltlanmamış.
Mekan arayışımız sonrası Olympos Zeytin Pansiyon‘da karar kıldık. Fiyatlarının uygun olması ve denize yakın olması tercih sebebimiz oldu. Sahipleri güleryüzlü sıcacık insanlar. Her konuda yardımsever bir yapıları var. Geniş bir bahçeye sahip ve bahçede dinlenmek için kamelyalar, hamaklar mevcut. Ağaçlar içerisinde, yemyeşil ve ferah bir ortam. Yemekleri açık büfe olarak veriyorlar ve ev yemeği konseptinde, çok leziz. Yemeklerde kullandıkları çoğu şeyi kendileri üretiyorlarmış. Kış aylarında seracılık yapan bir aile. Kahvaltılar ise ayrı güzeldi. Yine açık büfe ve bol çeşit aynı zamanda doğal yiyecekler.
Olympos Likya Antik Kenti pansiyona yürüme mesafesinde ve zaten denize gitmek için Antik Kent’in içinden geçmeniz gerekiyor. Tarihi bir tünelden geçip Olimpos’un masmavi denizine ulaşıyorsunuz. Caretta carettaların üreme bölgesi olması sebebiyle Olimpos sahili SİT alanı ilan edilmiş, bu yüzden deniz kenarında tesis yok. Zaten Olimpos’u güzel kılan en önemli etkenlerden birisi bu. Sahilin diğer ucunda Çıralı var ve sahil 3-4 kilometre boyunca uzuyor. Deniz ve kumsalın hemen bitiminde ise dağlar yükseliyor. Çok değişik bir coğrafya, büyüleyici kesinlikle.
Olimpos’a gitmeyi düşünüyorsanız kısaca şunları yapmadan dönmeyin :
- Kekova’da dalış
- Yanartaş turu
- Tekne turu
- Çevre dağlara tırmanış ve Olimpos’u tepeden görme imkanı
- Kano gezileri, Olimpos koyundaki mağaralar
- Likya Antik Kenti’nin en içlerine kadar muhakkak gitmelisiniz
- İmkanınız varsa Kaputaş Plajı’nı görün
2. Gidişim
İlk defa Olimposu’u geçen sene görmüştüm. Ege ve Akdeniz bisiklet turumuz sırasında uğramış, bir arkadaşımız tarafından dünyaca ünlü Kadir’in Agaç evlerinde kalmıştık. Bir günlük ziyaretimde bölgeye hayran kalmıştım. Geçtiğimiz günlerde ise bir hafta arayla Olimpos’a 2 defa gittim.
İlk gezimizi kardeşimle beraber tamamen Olimposa ayırdık. Ankara’dan 10 saat süren uzun bir yolculuğun ardından ulaştık. Sabah erken saatlerde Kadir’in Ağaç Evleri’ne giriş yaparak kendimizi ikram edilen sabah kahvaltısında bulduk.
Aylardan Mayıs olunca tatil sezonu başlamıdığı için sakin. Yalnız bu yaz turizm sıkıntılı günler geçirse de diğer bölgelerden farklı olarak yerli turistlerin özellikle gençlerin tercih ettiği bir nokta olduğu için çok ta sakin değil. 🙂
Olimpos’da konaklama için okuyun, Kadir’in Agaç Evleri.
Kahvaltının ardından ilk günümüzü Deniz ve Olympos Antik Kenti’ni gezmek için ayırdık. Burada Olympos Antik Kenti içerisinden geçerek denize ve kumsala ulaşıyorsunuz. Müzekart ile giriş yapabilirsiniz veya Plajkart denilen 10 geçişlik kart alarak geçiş sağlayabilirsiniz.
Sahili çakıl taşlı ve denizi harikadır. Olimpos’un küçük sahili hemen Çıralı sahihili ile birleşerek bir kaç kilometre uzunluğa erişir.
Deniz de biraz serinleme ve birkaç saatlik güneşlenmenin ardından geri dönerek antik kenti gezmeye başlıyoruz. Bir kaç saatimizi harcayarak antik kenti keşfettik ve akşam yemeği için Kadir’in ağaç evlerinin yolunu tuttuk.
Akşam kamp ateşi eşliğinde güzel bir yemeğin ardından yolculuğun ve günün yorgunluğunu atmak için uykuya daldık.
Yörük obasında güzel bir sabah ve güzel bir kahvaltı 😀
Bügün 15 km kadar bir yürüyüşümüz olacak ve enerji sağlam bir kahvaltı yapmamız gerekiyor.Ağaç evlerin arasında gezen civcivler ve Çiko’yu izleyerek kahvaltımızı yaptık. Sahilin yolunu tekrar tutarak Çıralı’nın yolunu tuttuk. Hedefimiz Yanartaş’a ulaşmak ve Sucuk pişirmek. 😀
Olympos Antik Kenti içerisinden geçerek sahile ulaştık. Sahilden bir kilometre yürüdükten sonra sahil yoluna geçerek yürümeye devam ettik. Sahilin sonlarında doğru etrafımızda ki güzellikler gerçekten büyüleyici olmaya başladı. Toğrağın rengi değişmeye başlar ve ara sıra dev agaçlar boy gösterir. Hep o belgeseller de izlediğimiz Serengeti gibi mübarek. Gözlerim Zebra, Aslan, Bufalo aramay başladı. Aynı zamanda sahil ile oteller arasında yer alan büyük bölge kampçılar tarafından da tutulmuş. Dikkatli bakınca etrafta ağaçlar altına gizlenmiş çadırlar görüyorum.
Yol sahil sonunda bulunan tepeciğin hemen yanından yukarı doğru dönüyor ve yürümeye devam ediyoruz. Sol tarafımızda pansiyonlar, sağ tarafımızda doğa kilometrelerce yürüyoruz.
Chimera, Yanartaş
Sıcakta kilometreler yürüdükten sonra ulaştık ama yarım saat yürümüşüz gibi hissettik. Ören yeri giriş ücreti olan 6 lirayı görevliye ödeyerek tırmanmaya başladık. 1 kilometre antik yoldan tırmanıyorsunuz ve bu hiç kolay değil. Yol üzerinde antik dönemlerde yapıldığını düşündüğüm büyük merdivenler bulunuyor ve eğim çok fazla. 🙂
Yanartaş’a ulaştıktan sonra ise o atmosfer anlatılamaz yaşanır. 🙂
Ateş üzerinde sucuk pişirip, kahvelerimizi demledikten sonra biraz denizi izledik. Pişirdiğimiz sucukların çoğunu turistlere ikram ettik. “Nice Picnic, thanks.” 🙂
Burdan itibaren dönüş yolunda ise sürekli sağda solda fotoğraf çekmek ile geçti.
